AĞA CAMİİ
Havsalam almıyordu bu hazin hali önce.
Ah, ey zavallı cami, seni böyle görünce
Dertli bir çocuk gibi imanıma bağlandım;
Allahımm ismini daha çok candan andım.
Ne kadar yabancısın böyle sokaklarda sen!
Böyle sokaklarda ki, anası can verirken,
Işıklı kahvelerde kendi öz evlâdı var...
Böyle sokaklarda ki çamurlu kaldırımlar,
En kirlenmiş bayrağın taşıyor gölgesini,
Üstünde orospular yükseltiyor sesini.
Burda bütün gözleri bir siyah el bağlıyor,
Yalnız senin göğsünde büyük ruhun ağlıyor.
Kendi elemim gibi anlıyorum ben bunu.
Anlıyorum bu yerde azap çeken ruhunu
Bu, imansız muhitte öyle yalnızsın ki sen
Bir teselli bulurdun ruhumu görebilsen!
Ey bu Caminin ruhu: Bize mucize göster
Mukaddes huzurunda el bağlamayan bu yer
Bir gün harap olmazsa Türkün kılıç kınıyla,
Baştan başa tutuşsun göklerin yangınıyla!
size bir mürteci şiiri Nazım'dan
aha da yazdım okuyun lütfen
KARA KUVVET - Nazım Hikmet
20 Temmuz 2007 Cuma - Şiir
Asırlar vardır ki, bu memleketin
En sade, en temiz gönüllerine,
Göklerin ezeli ruhu yerine,
Zulmeti siniyor kara kuvvetin.
Asırlardan beri bu kara kuvvet,
Bir yara ki ruhumuzda kanıyor,
Susuz bir kurt gibi homurdanıyor,
Bir nura koşuyorsa eğer memleket.
Bu kara kuvvetin elleri
Böyle sarılırken boğazımıza,
Gönüllerimizde biz bu hırsıza,
Hala veriyoruz en kutsi yeri,
Nankördür imanlı gönüller bütün,
Şükranla secdeye varmazsa eğer,
Gençliğin nurunu çalan bu eller,
Hırsız eli gibi kesildiği gün!
(“Kara Kuvvet”, 1921)
Nazım'ın KARA KUVVET adlı bir şiiri var ilgilenenler bir okur mu lütfen ne demek istiyor.. Hakaret mi bilmem. Sanırım laikliğe aykırı bir şiir ... kalkmalı
BİR AYRILIŞ HİKAYESİ
Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl,
avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp
parmaklarımı kanatarak
kırasıya
çıldırasıya...
Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl,
kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz,
yüzde yüz, yüzde bin beş yüz,
yüzde hudutsuz kere yüz...
Kadın erkeğe dedi ki:
-Baktım
dudağımla, yüreğimle, kafamla;
severek, korkarak, eğilerek,
dudağına, yüreğine, kafana.
Şimdi ne söylüyorsam
karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana..
Ve ben artık
biliyorum:
Toprağın -
yüzü güneşli bir ana gibi -
en son en güzel çocuğunu emzirdiğini..
Fakat neyleyim
saçlarım dolanmış
ölmekte olan parmaklarına
başımı kurtarmam kabil
değil!
Sen
yürümelisin,
yeni doğan çocuğun
gözlerine bakarak..
Sen
yürümelisin,
beni bırakarak...
Kadın sustu.
SARILDILAR
Bir kitap düştü yere...
Kapandı bir pencere...
AYRILDILAR...
Bizi esir ettiler,
bizi hapse attılar :
beni duvarların içinde,
seni duvarların dışında.
Ufak iş bizimkisi.
Asıl en kötüsü :
bilerek, bilmeyerek
hapisaneyi insanın kendi içinde taşıması...
İnsanların birçoğu bu hale düşürülmüş,
namuslu, çalışkan, iyi insanlar
ve seni sevdiğim kadar sevilmeye lâyık...
nazım hikmet'i salt aşk şairi olarak görmeye hevesli insanlar, sevdasına ithaf cümlelerinde bile "dünyaya dair derdini" anlattığını göremeyecek kadar önyargılıdırlar!
"...hapislerde de yattım büyük otellerde de
açlık çektim açlık gırevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir"
bu dizeler Nazım' ın kişisel tarihinin özetidir...
"duymuşum yanık benzin kokusunu
henüz traktörlerin resmi bile çizilmeden"
bu da ideolojisinin en iyi ifadesidir bence...
sanıldığının aksine necip fazılla sıkı dost olan dünyanın en büyük dil üstadı...
Edebiyat adına büyük işler başarmış,ülkede gerçek bir düşünce özgürlüğü için savaşmış,büyük insan....
"nazım hikmet türkiye'de yeniden yayınlanmaya başladığında onun yazdıklarının son atılımını 1954-1959 yılları arasında gerçekleştirmiş modern türk şiirine mahsus seviyesinin altında, türk şiirinin bir başka evresine kaldığı yargısını savunmaya yetecek kadar "ruh" türkiye'de kalmamıştı." ismet özel
(kasıt yok) nazım hikmet şiirinde manayı direkt olarak verme amacı vardır. herhangi bir şiirine bakabilirsiniz bunu anlamak için.bu yüzden şiirinin sanatsal yönü ikinci planda kalmıştır.
nazım çok yazıyordu. hatta hergün şiir yazdığı oluyordu. şimdi böyle çok sık şiir yazan bir şair şiirini güçlendirme adına ne kadar çaba sarfedebilir ya da etmiştir? şiirleri üzerinde yoğunlaşma ne kadar olmuştur? halbuki şiir bu kadar kolay yazılır mı?
davasında çok ateşli olması sebebiyle çok tutulmuştur.
ismet özel haklı bence.
Yahya Kemal'i Hiç sevmeyen bunun da annesinden kaynaklı olduğunu kendine bile kabul ettirememiş bir aşk şairi, yoksa vatan şairi miydi? Nerede mezarı merak ettim şimdi. Gidip bir bez bağlasam. Ama buna da gerek yok günümüzün acemi aşıkları ondan ipledikleri birkaç şiiri sevgililerine okuyarak yetierince bez bağlamıyorlar mı zaten!
yeterki kararmasın sol memenin altındaki cevahir şiir kolay işdeğil aynı sayfada hem aşkını hem davanı hem de yoksul halkını anlatmak kolay işdeğil kimine göre koministin biri kimine göre kartpostal şairi kimine göreyabancı hayranı bana göre ise varlığını ülkesinin varlığına adamoş içinden umut fışkıran bir mavi gözlü dev
"sen esirliğim ve hürriyetimsin
çıplak bir yaz gecesi gibi yanan etimsin
sen ela gözlerinde yeşil hareler
sen büyük sen güzel ve muzaffer
ve sen
ulaşıldıkça ulaşlmaz olan hasretimsin..."
en sevdiklerimden. çok eskiden ezberimde kalmış.yanlışım varsa düzeltin arkadaşlar.
benı anlayanlar mutlaka cıkacaktır demıs ustad bı yazısında bı davası vardı bı ulkusu vardı komunısttı şairdi dogru durusttu ama nedense sureklı sakıncalı gıbı lanse edılmeye calısıldı nafıle cabalar oldu bunlar
ben,bir gün olsun,onun gönlünün kızıl saçlı bacısı olabilmek için tüm aşklarımı feda ederdim...Hangi adam bu kadar derin sevebilir ? hangi adamın aldatışları bu kadar affedilebilir olabilir ? Biri çıksa gelse,hani nazım gibi seviyorum seni dese ? Çok mu ? Çoook...Hem de çook çoook...
GÖZLERİ SİYAH KADIN
Gözleri siyah kadın o kadar güzelsin ki
Çok sevdiğim başına yemin ediyorum ben
Koyu bir çiçek gibi gözlerin kapanırken
Bir dakika göğsünün üstünde olsa yerim
Ömrümü bir yudumda ellerinden içerim
Gözleri siyah kadın o kadar güzelsin ki.
NAZIM HİKMET
***Bir anlık olsun benim olsun mu bu şiiri ? Kabul eder misiniz ki? Bilseniz ne mutlu edersiniz..
nazım hikmet'e "kartpostal şairi" diyenlere en iyi cevabı can yücel vermişti: "kart sensin, postal da sana girsin".
Bir Cezaevinde, Tecritteki Adamın Mektupları
Bugün pazar.
Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün bu kadar benden uzak
bu kadar mavi
bu kadar geniş olduğuna şaşarak
kımıldanmadan durdum.
Sonra saygıyla toprağa oturdum,
dayadım sırtımı duvara.
Bu anda ne düşmek dalgalara,
bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
Toprak, güneş ve ben...
Bahtiyarım...
ÖLÜME DAİR
Buyrun, oturun dostlar,
hoş gelip sefalar getirdiniz.
Biliyorum, ben uyurken
hücreme pencereden girdiniz.
Ne ince boyunlu ilâç şişesini
ne kırmızı kutuyu devirdiniz.
Yüzünüzde yıldızların aydınlığı
başucumda durup el ele verdiniz.
Buyrun oturun dostlar
hoş gelip sefalar getirdiniz.
Neden öyle yüzüme bir tuhaf bakılıyor?
Osman oğlu Hâşim.
Ne tuhaf şey,
hani siz ölmüştünüz kardeşim.
İstanbul limanında
kömür yüklerken bir İngiliz şilebine,
kömür küfesiyle beraber
ambarın dibine...
Şilebin vinci çıkartmıştı nâşınızı
ve paydostan önce yıkamıştı kıpkırmızı kanınız
simsiyah başınızı.
Kim bilir nasıl yanmıştır canınız...
Ayakta durmayın, oturun,
ben sizi ölmüş zannediyordum,
hücreme pencereden girdiniz.
Yüzünüzde yıldızların aydınlığı
hoş gelip sefalar getirdiniz...
Yayalar-köylü Yakup,
iki gözüm,
merhaba.
Siz de ölmediniz miydi?
Çocuklara sıtmayı ve açlığı bırakıp
çok sıcak bir yaz günü
yapraksız kabristana gömülmediniz miydi?
Demek ölmemişsiniz?
Ya siz?
Muharrir Ahmet Cemil?
Gözümle gördüm
tabutunuzun
toprağa indiğini.
Hem galiba
tabut biraz kısaydı boyunuzdan.
Onu bırakın Ahmet Cemil,
vazgeçmemişsiniz eski huyunuzdan,
o ilâç şişesidir
rakı şişesi değil.
Günde elli kuruşu tutabilmek için,
yapyalnız
dünyayı unutabilmek için
ne kadar çok içerdiniz...
Ben sizi ölmüş zannediyordum.
Başucumda durup el ele verdiniz,
buyrun, oturun dostlar,
hoş gelip sefalar getirdiniz...
Bir eski Acem şairi :
"Ölüm âdildir" - diyor, -
"aynı haşmetle vurur şahı fakiri."
Hâşim,
neden şaşıyorsunuz?
Hiç duymadınız mıydı kardeşim,
herhangi bir şahın bir gemi ambarında
bir kömür küfesiyle öldüğünü?...
Bir eski Acem şairi :
"Ölüm âdildir" - diyor.
Yakup,
ne güzel güldünüz, iki gözüm.
Yaşarken bir kerre olsun böyle gülmemişsinizdir...
Fakat bekleyin, bitsin sözüm.
Bir eski Acem şairi :
"Ölüm âdil..."
Şişeyi bırakın Ahmet Cemil.
Boşuna hiddet ediyorsunuz.
Biliyorum,
ölümün âdil olması için
hayatın âdil olması lâzım, diyorsunuz...
Bir eski Acem şairi...
Dostlar beni bırakıp,
dostlar, böyle hışımla
nereye gidiyorsunuz?