Maestra der ki, ki kendisi Tom'cuğum Robbins'ciğimin en son romanının en koyu harçlı karakterlerindendir; Her türlü depresyonun kaynağında kendine acıma vardır, insanlardaki her türlü kendine acıma da kendileini fazlasıyla ciddiye almaktan kaynaklanır. Buradaki anahtar sözcük kaynak. Depresyonun kaynağı. Pek çok insan için kendi kendinin farkında olma ve kendine acıma eşzamanlı olarak ergenlik çağının ilk yıllarında gelişir. Yaklaşık o zamanlarda dünyanın eğlenceli bir oyun alanından farklı bir şey olduğunu görmeye başlarız, ne kadar tehdit edici, ne kadar gaddar ve adaletsiz olabileceğini kişisel olarak deneyimlemeye başlarız. İlk defa hem içgözlemci hem de sosyal olarak dikkatli olduğumuz tam da o anda, dünyanın genellikle bizi takmadığı kötü haberini alırız. Benim gibi yaşlı bir domates bile bu kavrayışın ne kadar sancılı, korkunç olduğunu ve hayal kırıklığı yarattığını hatırlayabilir. Yani, öfkeye ve kendine acımaya kapılma eğilimi vardır ki bu, eğer yüz verilirse depresyon nöbetlerini azdırabilir. Bu durumda, daha güçlü ve daha bilge biri - bir arkadaş, anne ya da baba, bir romancı, bir sinemacı, öğretmen veya müzisyen- bizi alaya alıp depresyondan çıkarmadıkça, moralimizi düzelmedikçe ve kendimizi bu denli ciddiye almanın ne denli önemsiz, iddialı ve son derece faydasız olduğunu göstermedikçe, depresyon bir alışkanlık haline gelebilir, ki bu, bir süre sonra nörolojik bir etki yaratabilir.
Beyin kimyamız azar azar özel ve tahmin edileblir bir şekilde olumsuz bir etkiye tepki göstermeye uygun hale gelir. Bir şey aksayınca otomatik olarak blender'ını açar ve bizi şu kara kokteylle, eski kıyamet günü romuyla karıştırır ve biz bunu bilmeden solungaçlarımızın tersyüz edilmesiyle sarhoş oluruz. Depresyon elektro kimyasal olarak dengelenince, felsefi ve psikolojik olarak ona engel olmak son derece zor olablir; o zaman geldiğinde, bu artık fiziksel kurallarla oynanan, tamamen farklı bir top oyunudur. Bu yüzden, Switters, canımın içi, kendi haline üzülme belirtileri gösterdiğin durumlarda sana blues plaklarımı hayli yüksek sesle çaldım veya sana The Horse's Mouth'u okudum. İşte bu yüzden en ufak bir kendine önem verme eğilimi gösterdiğinde sana ve bana -senin ve benim: afedersin- her bakımdan başkan veya papa ya da Hollywood'da televizyonun en çok izlendiği saatlerdeki en büyük ikon kadar önemli olabileceğimizi hatırlattım ama hiçbirimiz evrenin kıçında bir sivilce olmaktan daha önemli değiliz, o halde kendimize gelelim. Koruyucu hekimlik, evlat. Bu koruyucu hekimliktir.