toplam 6 kişi bulundu. 6 adedi gösteriliyor.
ahmet altan tuna kiremitçi gibi kalem esnaflarına kafa atmak isteyenler hakkında

~ ahkam var.
1 2
önceki sayfa »
tuna ya söylenenleri anlarım ,adam sadece cazip isimler seçmeyi biliyor evet ama ahmet altan a yazık olmuş :P
Kristal Denizaltı
İlişkiler içinde en çok hastalıklı olanları severim, ateşimin yükselmesini, sayıklamalarımı, kabuslarımla hayallerimin birbirine karışmasını, en dokunulmaz yerlerimde hissettiğim sızıları. Hastalığının bütün kıvrımları, hastalığımın bütün kıvrımlarıyla öpüşen bir kadınla denizaltıma binip çıktığım yolculukları. Solgun bir sabah vakti insanların arasından ayrılışımı. Hiçbir yere gitmeyen bir denizaltının içinde, hiçkimsenin gitmediği yerlere gitmeyi. Birçoğumuz çıktık bu yolculuğa.Evet, sevdiğimiz hasta biri. Evet, bu ilişki hastalıklı. Ama bunu ne önemi var. Hastalıklarımız birbirini tutuyorsa,öpüşen dudaklar gibi değiyorsa hastalıklarımız birbirine... Benim de o kristal denizaltıya binmişliğim var. Süt buğusu gibi solgun maviliğin yayıldığı ıssız bir sabah vakti, dönüp dönmeyeceğini bimediğin bir yolculuğa çıkmak için ürpertilerle binip, kapaklarını kapatırsın. Eğer dönersen başka biri olarak döneceksindir yolculuğundan. O denizaltı bir yere gitmez. Giden sensindir. O denizaltının içinde tuhaf bir yolculuğa çıkarsın, o yolculukta gördüklerini, duyduklarını, hissettiklerini hiçkimseye anlatamazsın, senin anlattığını kimse anlamaz çünkü. Onlar da vaktinde o yolculuğa çıkmış olsalar bile, kimse kimsenin yolculuk hikâyesini kavrayamaz. Kristal denizaltının çevresinden geçip de senin içerde yaptıklarını görenler şaşarlar sana, şaşılacak şeyler yaparsın gerçekten. O denizaltıya binenler kendilerini bile şaşırtacak davranışlarda bulunurlar. Bir orospuya aşık olmaktır o denizaltıya binmek. Bir serseriye tutulmak. Bir çılgının peşinden gitmek. Bütün hayatını bir bencilin yanında geçirmek istemektir. Geleceğini, bir dakikasını bile kendine ayırmadan, verdiğin armağanın değerini belki de hiç bilmeyecek birine vermeye hazırlanmaktır. Seni seyredenler hastalığını düşünürler. 'Hastalıklı ilişkiler' tanımlamasının içindesindir artık. Denizaltının dışındakiler, seni iyileştirmek için sana bağırırlar, nasihatler verirler, yardım etmeye çabalarlar. Seslerini duyar ama yalnızca gülümsersin. Fuzuli'nin şiiridir artık senin duyduğun: 'El çek ilacımdan tabib...' İyileşmek istemezsin. Yalnızca, seni hastalıklı insanların arasına atanı değil hastalığı da sevdiğini kim bilebilir ki seni seyredenler arasında. Sen artık Zelda'ya tutulan Fitzgerald, Wagner'e tutulan Cosima'sındır. Kulağına sesler gelir. - Senin sevdiğin çirkin bir kadın, o adam bencil, güvenilmez biri senin güvendiğin, hastalıklı bir ilişki bu. Gülümsersin. Onlara şöyle demek istersin: - İlişkinin hastalıklı olması önemli değil ki, önemli olan iki kişinin hastalığının birbirine, biribiri için yaratılmış iki parça gibi uyması. Zaten hastalıklı bir ilişkinin olabilmesi, insanın o kristal denizaltıya binip bilinmez yolculuklara çıkması için, birbirine tutulan iki kişinin değil, onların hastalıklarının birbirine değmesi, o hastalıkların kıvrımlarının denk gelmesi gerekir. Seyredenler, hastalıkların uyduğunu görmezler. Onların gördüğü birbirine uymayan iki kişidir. Çirkin bir erkek ve güzel bir kadın gibi, fedakâr bir kadın ve çıkarcı bir erkek gibi, sevecen bir erkek ve sinirli bir kadın gibi iki benzemeyen insanın aynı denizaltının içinde acılarıyla ve mutluluklarıyla tuhaf bir seyahate çıkmasına şaşar insanlar. Sorarlar kendi kendilerine: - Neden bu iki insan aynı kristal denizaltının içinde. Cevap çok basittir aslında: - Çünkü onların hastalıkları birbirine uyuyor. O kristal denizaltıya binmişliğim var. Hastalıkları hastalıklarımın kıvrımlarına uyanlara rastlamışlığım var. Fuzuli'nin mısraını mırıldanmışlığım var: - El çek ilacımdan tabib... İtiraf edeyim ki, ilişkiler içinde en çok hastalıklı olanları severim, ateşimin yükselmesini, sayıklamalarımı, kabuslarımla hayallerimin birbirine karışmasını, en dokunulmaz yerlerimde hissettiğim sızıları. Hastalığının bütün kıvrımları, hastalığımın bütün kıvrımlarıyla öpüşen bir kadınla denizaltıma binip çıktığım yolculukları. Solgun bir sabah vakti insanların arasından ayrılışımı. Hiçbir yere gitmeyen bir denizaltının içinde, hiçkimsenin gitmediği yerlere gitmeyi. Birçoğumuz çıktık bu yolculuğa. Evet, sevdiğimiz hasta biri. Evet, bu ilişki hastalıklı. Ama bunu ne önemi var. Hastalıklarımız birbirini tutuyorsa,öpüşen dudaklar gibi değiyorsa hastalıklarımız birbirine. Hangi sağlıklı ilişki böyle ateşler içinde yanabilir ki, hangi sağlıklı ilişki benim gördüğüm rüyaları görebilir ki, hangi sağlıklı ilişki böyle sancıyabilir ki. Ateşlerle yanarak, sancılarla kavrularak, çılgın rüyaların içinde kıvranarak, kristal denizaltımda hastalıklı ilişkilerin içinde seyahatlere çıktım. Gezdiğim sıcak sahillerin büyücüleri bana hep aynı şeyi söyledi. - Önemli olan onun sana uyması değil,önemli olan onun hastalığının senin hastalığına uyması. Dolaştığım tarih sayfaları, aşk bölümlerinde hep 'hastalıklı' ilişkileri anlatıyordu, kayda geçmeye değer olarak yalnızca onları bulmuştu. Brahms Clara Schuman'a böyle tutulmuş, Yesenin İsodora Duncan'a hayatını böyle armağan etmişti. Onlar birbirlerine uymuyordu. Uyan, hastalıklarıydı. Solgun bir sabah vakti kristal bir denizlatıya biner hayatın derinliklerine gidersiniz. Dönüp dönmeyeceğinizi bilmeden. Dönerseniz başka biri olarak dönersiniz. Kristal bir denizaltıya binmişliğim var. Ateşler içinde kıvrandığım. Ve sizin ateşler içinde kıvrandığınız. Hiç iyileşmek istemediniz. En iyileşmek istediğiniz, iyileşmek için yalvardığınız zamanlarda bile istemediniz iyileşmeyi. Bir kristal denizlatıya binip gittim bir gün. Garip rüyalar gördüm.
Ahmet Altan
Bu etiketin altında Buket Uzuner'in adı neden zikredilmiş, anlamadım. Bence hem kurgu hem de üslup açısından takdire şayan bir kalem. Kumral Ada Mavi Tuna, Balık İzleri'nin Sesi, İki Yeşil Susamuru bir çok dile çevrilmiş muhteşem eserlerdir.
buket uzuner de eklenebilir tabi ki bu kafa atılacaklar listesine. ha bayan diye kafa atmak istemeyebilirsiniz, o halde dil çıkartabilirsiniz.
benim sözlükten :) ahmet altan gibi yazmak : sindirilmemiş gıdaların istifra yoluyla dışarı atılması :p
basit, sığ, ucuz ve ticaret kokan yazılar topluluğu..
ayhhh bütün nefretimi kusmak istiyorummmm o cezmi ersöz yok mu o cezmi ersöz... kıçı kırık yazılar..pehh bi de aşk adamı olarak biliniyor...esra ceyhanın programında gördünüz mü ordaki rezaleti yaa...yaw biri yok mu gelsin cezmi ersöz dedikodusu yapalım..tek başıma tadı çıkmıyor:(
kıskandıkları için ahmet altan kitapları çok güzel
eleştiri denen şeyi yapabilmek için ille de bir yazar olmak gerekmiyor. iyi bir okur ve ve biraz da entelektüel olmak gerekli ama. Yazabilmek yetenek midir, yoksa çalışmak neticesinde mi ortaya bi eser çıkar o ayrı konu. Ama bu yazarları yetenekli kabul edelim ve bizim de yazamadığımızı, beceremediğimizi kabul edelim. Bu onları eleştimemizi engellemez. eleştiri di ye bi kurum var neticede.
Bu yazarlar postmoderliğin o "sonsuz enginliğinde" at oynatıyolar. Neden engin; çünkü eski tarzları, yapıları kopyalayıp sonsuz kombinasyon içerisinde bi araya getirenbilirsiniz. Buna engel yok. Buna da metinler arası ilişkiler diye bı yafta da yapıştırdınız mı, kim tutar sizi.
Ama postmodernizm bu güne ait ne söylüyor. Bugünkü dertlerimizi nasıl işliyor. Bu çağda yaşadığımızı, sanatla nasıl anlayabiliriz. Bu konu büyük bi boşluk oluşturmaya devam etmekte birileri ıkınarak yazmaya devam ederken. Bu boşluk çağımızın genel boşluğu ile eşgüdümle devam etmekte. Ben böyle yazarlara ıkınarak yazan yazarlar adını koyuyorum. sanırım başkaları da vardı benzer adı koyan.
Ikınarak yazdıkları da tatsız ve pis kokulu şeyler olmaktan öteye gidemiyor yadıkları maalesef.
Keşke iyi yazarlar çıksa da biraz olsun bu boşluğu gidersek.
Sonuç olarak ben asıl sorunu postmodernizmde görüyorum.
cezmi ersöze kafa yok mu lan
kendilerine 'yazarım' demesinler...
tunanın kafasına soyadındaki gibi değil de en kocamanından ytonglar düşsün mesela ...şu an böyle olsun istiyorum...altana layık bişeyler de düşünürüz elbet...aslında onu da bok dolu lağım çukurlarına sokup sokup çıkarmak lazım...anlasın ne boktan bi kalemi olduğunu...ayyyhhh bak agresif yaptım şu an...
Neden? Onlar başarabildiği ve sen başaramadığın için mi? Yoksa kalemini sosyomatta dahi satamıyor olmanın acısı mı bu?
Sahi, maksat esnaflık değilse -hepimiz pazarda değil miyiz şunun şurasında- burda işimiz ne?
Spor olsun diye mi yazı yazarsınız siz?
kesinlikle sığ ve ucuz ababesk edebiyat...onlardan tat alan insann estetik anlayışından ciddi şüphe ederim..hatta yuh öyle anlayışa..hızımı alamadım:)
edebiyata yapılabilecek en büyük ihanettir onu paketleyip satmak... şiirsel, vurucu hatta iyi kitap isimleri.. hele biraz da popülerseniz paketler paketler satarsınız... bence kötü ve aldatıcı kitaplara karşı tüketiciler korunmalıdır zira bu tarz yayın sahiplerinin bazı kitaplarında okuyucu mantığı değil tüketici mantığı gözetilmektedir.. bu nedenle tüketici aldatıldığına inanmışsa kitabın iadesi gerçekleştirilmelidir.. evet! her ne kadar abartılı bir tüketici hakkı savunusu olsada yazarlar halkın bilgi eksikliğinden faydalanmamalıdır.. (burada hücum tuna kiremitçiye yöneliktir. kızım sana söylüyorum gelinim sen de işit)
ucuzlar.her anlamda.ama ucuzcu insan çok,her anlamda.piyasaya uygun mal kategorisi diyebilirik kısaca.
sevrıs kendısını beee
lütfen hakaret etmeyelim. edebiyatına eleştiriniz varsa buyrun
 |
bu etiketin kural dışı olduğunu düşünüyorsanız, yandaki ikona tıklayıp rapor edebilirsiniz. |
|
|